19 Eylül 2009 Cumartesi

Allah Spermin Nereden Çıktığını Bilmiyor

Tarık suresi

5. Öyleyse insan neden yaratıldığına bir baksın.
6. Fışkırıp çıkan bir sudan yaratıldı.
7. Bu su, bel ile kaburga kemikleri arasından çıkar.

http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=86

Soru yukarıdaki ayetlerde ne denmek isteniyor?

İnsan spermden yaratılmıştır ve bu sperm bel ve kaburga kemikleri arasından çıkar.Denmek istenen bu.

Bilindiği gibi bir insanın olabilmesi için erkekten gelen sperm ve kadından gelen yumurta gereklidir,sadece sperm yeterli değildir.

1-Yukarıdaki ayetlerde iki yanlış vardır,insanın sadece spermden yaratıldığı,kadının hiçbir fonksiyonunun olmadığı,sadece taşıyıcı olduğu
2-Spermin çıktığı yerin "bel ile kaburga kemiği arasından olduğu,bilindiği gibi spermler testislerde üretilmektedir.

Herşeyi bildiği iddia edilen Allah bunları bilmiyormuş smile.gif

Allah yani İslamı uyduran muhammed bunları bilmiyormuş..bu kadar basit,evlerinize dağılabilirsiniz,islamın yalan ve insan uydurması olduğu kanıtlanmış oldu.

12 Ağustos 2009 Çarşamba

Evrim "çarpar"

Canlılarda bilinç,akıl geliştikçe kendi evrimlerine etkileri artar.Dincilerin sandığının tersine akıl sadece insanda yoktur,diğer canlılarda da akıl bulunur,az ya da çok.

Bunu görmek için Darwin'in yaptığı gibi Galapagos adalarına gidip 5 yıl kalıp gözlem yapmaya gerek yoktur,giderseniz daha iyi olur,o da ayrı..

Çevrenize bakın yeter.Çevresinde köpek,kedi hariç hiç hayvan bulunmayan kasabalıların evrim teorisini anlayamaması boşuna değildir.

Yıllardır yazdığım gibi köylülere evrim teorisini anlatmak kasabalılara ve şehirde apartmanlarda yaşayanlara göre daha kolaydır.

Köylü eker,biçer,doğa ile iç içedir.

Çiftçi yaşamını doğadan kazanır,onun için iyi verim veren bitki,hayvan türlerini bilmek ve onları nasıl yetiştireceğini bilmek yaşamsal öneme sahiptir.

Hangi toprakta ne yetişir,ne kadar ve hangi gübreyi atmalıdır?sulaması nasıl olmalıdır?
Hollanda ineği Sivas'ın soğuğunda yaşar mı ölür mü?
Hangi koyun türü bol yün ve süt verir?
Hangi inek türü en kısa sürede yetişip et ve süt verir hale gelir?
Tavuktan daha fazla yumurta almak için ne yapılmalıdır?
Neden köyde yetişen tavuğun eti ve yumurtası kapalı mekanlarda fabrikasyon üretimi yapılanlardan daha iyidir?

Çiftçi bu soruları ne kadar iyi bilirse o kadar çok kazanır.Ancak bizim çiftçilerimiz bu soruların yanıtlarını aramaktan daha çok kahvehanede kağıt oynamayı tercih ederler..

Çünkü yapabileceğini yapmış,gerisini de uyduruk arap tanrısı allah'a havale etmiştir..

Yine de köylüleri şehirlilerden daha çok severim,doğaldırlar,yapmacık değildirler,doğa ile iç içe olduklarından şehirlilerden,kasabalılardan daha çok şey bilirler,gözlem güçleri vardır,ancak okuma,araştırma,yazma ile araları olmadığı için akıllarından geçenleri düzgün ifade edemezler.

Oysa çok şey görürler,doğa iyi bir öğretmendir.Gözünüzü kapatıp yalancı dinlere kendinizi kaptırmazsanız çok şey görürsünüz.

Canlıların üremesinde doğal seçilimin mekanizmalarını devre dışı bırakırsanız,beklemediğiniz sonuçlarla karşılaşırsınız..

Doğal seçilim mekanizmasını bilinçli şekilde devre dışı bırakan mekanizmaların olduğu insan gruplarında,toplumlarda doğan bireyler ya hastalıklı,sakat olur(akraba evliliği) ya da çirkin...


Çirkinlik demek bilim dilinde "kötü orantı" demektir.

Doğal seksüel seçilim mekanizmasını dinler ve gelenekler ile devre dışı bırakan tüm ülkelerin bireylerininin çoğu(hepsi değil)çirkindir..

İnsanın doğal seçilim mekanizması nedir?

Kadının erkeği seçtiği,erkeğin de bu seçimi onayladığı mekanizmadır.

Seçen kadın olmalıdır.

Oysa din ve gelenek merkezli toplumlarda bunun tersi yaşanır.


Seçimi erkek yapar,kadına onayı çoğu sefer sorulmaz bile..

Seçilim tek taraflı ortadan kaldırıldığı için kel(benim gibi),sakat,kör,topal,kısa,çok zayıf,kilolu vs gibi bireyler toplumda çoğalır..

Soru soranlara verilen yanıt ise aynıdır.."Allah verdi"..

Vakit gazetesi yazarlarının tiplerinin bozuk olması rastlantı değildir..hepsinin "nedenleri" vardır..

Seçimin kısıtlanmadığı toplumların bireylerinin daha güzel olması da rastlantı değildir..

Neden kısa boylu ve kel olduğunu bunu mahşerde Allah' soracağını söyleyen Yaşar Nuri Öztürk umarım bu yazıyı okur..

Evrim böyle çarpar adamı,dinlere benzemez..

12 Temmuz 2009 Pazar

Müslümanlar firavuna dua ettiklerini biliyorlar mı?

♣ Mısır'da M.Ö. 1350 yıllarında başa 4.
Amenofis (Amenophis)
(TUTANKAMON'un kayınpederi) geçti.

♣ Bilindiği gibi, tek tanrılığı ilk defa
Amenofis ortaya attı. Çok tanrısı olan bir
evrende kargaşalık olur yaklaşımı ile tanrı
sayısını bire indirdi (yani tek tanrılılık
semavi dinlerin değil Amenofis'in fikridir).
Tahta çıkar çıkmaz tanrılar tanrısı
AMON-RA'yı ve diğer tüm tanrıların
(Maat, Hathor, İsis, Nephthys, Set, ...)
adını tapınaklardan sildirdi ve bir yasayla
sadece tek bir tanrıya tapınılacağını
emretti. Tek bir tanrı vardır o da güneşin
kendisi "ATON' dur, dedi. Böylece
dünyada ilk defa tek tanrılı Aton Dinini
(Atenism bazen Atonism) kurmuş oldu.

♣ TEB rahipleri . Amenofis bu yaklaşımına
büyük tepki gösterdiler.

♣ 4. Amenofis adını değiştirerek, her şeyin
yaratıcısı ve güneşin sevgilisi, Aton'a hizmet
eden anlamına Akneton (Akhenaton) adını aldı.
Bir de Aton'a şiir yazar:
♣ Akhenaton'un tanrı Aton'a yazdığı bir şiir:

Tanrı uludur, birdir, tektir
ondan başkası yoktur.
Bir tanedir,
o'dur her varlığı yaratan,
bir ruhtur tanrı, görünmeyen bir ruh,
ta başlangıçta vardı tanrı,
tek varlıktı o.
Hiç birşey yokken o vardı.
Herşeyi o yarattı,
ezelden beri süregelen varlığı,
ebediyete kadar sürecek,
gizlidir tanrı, kimse görmemiştir onu.
İnsanlara ve yarattıklarına sır kalır her zaman.

♣ Daha sonra yüzyıllar boyu eski Mısır'ın başkenti
olan, Amon kültürünün de merkezi sayılan,
Karnak tapınağının bulunduğu Teb'i terkederek,
yeni başkent ilan ettiği 'Güneşin Ufku ' anlamına
gelen Akhetaton şehrine yerleşmiştir.
♣ 4. Amenofis TEB'den ayrılıp göç etmesine
karşın, TEB rahipleri tarafından öldürüldü.
♣ Ölümünden sonra bu din TEB rahiplerinin etkisiyle
yasaklandı. Daha önceki tanrılar yine sahneye
çıktı. AMON-RA en büyük tanrı oldu (bu tanrıya
dua etmek için ya rab ya da ya rabbim dendi, bu
sıfat ilk olarak Tevrat'a sonra İncil'e en sonunda
da Kuran'a geçti); duaların kabulü için, duaların
sonunda en büyük tanrı adına, Amon ya da Amen
adına bir bağlama yapıldı. Bu da üç semavi
dindeki duaların sonunda amen ve amin
kelimesini oluşturdu. Bazı kaynaklarda Amenofis
(Tanrı Aton'un dünyadaki temsilcisi olduğunu ileri
sürerek, yani ilk olarak dünyada peygamberlik ilan
ederek), okunan duaların sonuna, adından
kaynaklanan amen kelimesinin eklenmesini
emretti ve bu gelenek Musa tarafından Tevrat'a
taşındı ve sonunda 3 dinin de dualarına girdi.
Amen kelimesi zamanla değişerek 'Amin'e
dönüştü.


♣ Mısırlılar daha önce de ruh dünyasına ve insanın
ölünce ahirette gideceğine, mahşer günü "Yargıç
Allahın" giden kişinin iyiliklerini ve kötülüklerini
tartacağına, iyi ise kişinin ebedi cennete giderek, daha
sonra ortaya çıkan semavi dinlerde tariflendiği gibi çok
rahat yaşayacağına, kötülükleri fazla çıkarsa
cehenneme giderek orada yanacağına, sonsuz eziyet
çekeceğine inanılıyordu.
♣ Yahudiler, bir anlamda Museviler, bir zamanlar
bugünkü Mezopotamya bölgesinin içinde yer alan Uruk
şehrinde yaşayan bir kavimin, İbrahim Peygamber
önderliğinde, Uruk şehrinden kovularak, Haran'a
yerleşmesi ile tarih sahnesine çıkmış; oradan da
bugünkü Filistin topraklarına göç etmişlerledir. Filistin'e
geldiklerinde oranın yerli halkı, bugünkü Filistinliler yeni
gelen kavime kucaklarını açmışlardır. O günkü Filistin
halkı Kenanlar olarak adlandırılıyordu. Gelen kavim
burada da tutunamadı ve Mısır'a göçtü.
♣ 4. Amenofis, Filistin'den Mısır'a göç eden Yusuf ve
kavimi ile Musa arasındaki bir tarihte yaşamıştır. Yani
Musa, hem Aknaton'un öğretisini bire bir yaşamış ve
öğrenmiştir hem de 2. Ramses döneminde yaşamıştır
ve 2. Ramses'ten İsrailoğullarına eziyet etmemesini
istemiştir. Hz. Musa, 10 emrin de yazılı olduğu Akneton
tapınaklarında yazılı olan tek tanrılılığa, yani Allah'a
inanmıştı.

♣ Daha sonra 2. Ramses tahta çıktı ve bu dönemde
Akneton'un tek tanrılı inancı bırakılarak, eski inanca geri
dönüldü.
♣ Hz. Musa ve yedek ya da yardımcı peygamber olarak
bilinen Hz. Harun aynı zamanda yaşadılar ve her ikisi de
Firavunla (yani 2. Ramses ile) çatışmaya girdiler
(Kuran'daki Araz suresi 132. ayette de değinildiği gibi).
♣ Allah (her üç dinde de söylendiği gibi) Ramses'e ceza
verir; ilk olarak (7 sene süren) kuraklık başladı; Nil nehrinin
seviyesi düştü; aşırı sıcaklıklar oldu (Kuran'daki Zülküf
suresi 51. ayette de değinildiği gibi). Tufan oldu, çekirge
istilası yaşandı, buğday güvesi musallat oldu (Kuran'a
göre).
♣ Musa'nın bu felaketlerden yararlanarak halkı kışkırtacağını
hisseden, tek tanrılığı reddetmiş olan Ramses, Musa'yı
kavimi ile birlikte Filistin'e göçe zorlar. Ancak, Ramses,
kendine haber vermeden kavmini peşine takarak göç
etmeye kalkışan Musa'nın peşine düşer ve onu Sina
Yarımadası'nda yakalar. Kavminin bir kısmı Musa'ya baş
kaldırır: Köleydik ama yaşıyorduk, şimdi Firavun bizi
öldürecek derler. Musa ise: Allah bana yardım edecek
diyerek, asasını vurur ve Kızıl Deniz'i ikiye ayırarak kendi
kavmini (13 kavimden 12'sini) selametle geçirir; Firavun
ise askerleri ile birlikte Kızıldeniz'in tekrar kapanan
sularında helak olur (Kuran'daki Yunus suresi 93. ve Araz
suresi 131. ayette de değinildiği gibi).

♣ Musa ve kavimi, Allahın İsrailoğullarına vaat ettiği
topraklara doğru yol alırlar ve bugünkü Filistin'e
yerleşirler. Türkiye'de Urfa, Mardin, Midyat ve
Mezopotamya da, bugün Irak toprakları içinde yer alan
Uruk şehrinin bulunduğu yer ve çevreleri de Tanrının
İsrail oğullarına vaat ettikleri topraklar içerisinde kalır.
Esasında bu hususlar Kuran'da da yer aldığı için,
Müslüman'ım diyen herkese bunun gereğini yapması
farz kılınmış demektir.
♣ Kutsal kitaplara göre Kudüs'te Allah'a ait ilk tapınak
yapılır. Tarihsel bilgilere göre de Allah'a ait ilk tapınak
Akneton tapınağıdır; çünkü tek tanrılılık ve Allah
tanımı, namaz, sünnet, cennet, cehennem, kurban,
ahiret, mahşer, kıyamet vs. bu tapınağın inanç
sisteminin içinde yer alıyordu ve Musa'ya tanrı
tarafından indirildiğine inanılan 10 emir de Akneton
tapınağının giriş sütunlarında yazılıydı.
♣ Dört semavi dinde de, yaratılış mitolojisi, günlük işlerin
düzenlenmesi ve ahiret işleri, bir taraftan kökleri Uruk
şehrine kadar uzanan ve İbrahim Peygamber ve kavimi
tarafından daha batıya taşınan Ön Asya ve
Mezopotamya inanç ve öğretisine (örneğin şeri
kanunlar), bir taraftan da Musa peygamber tarafından
Filistin'e taşınan Akneton Tapınağının öğretisinin
yoğrulmasıyla ortaya çıkmış görünmektedir.

Prof.Dr.Ali Demirsoy

05 Mayıs 2009 Salı

AKP Anayasası

AKP yerel seçimlerden güçlenerek çıksaydı neler yaşayacaktık?
Anımsanacağı gibi?AKP üniversitede türbanı serbest bırakmak için yasa değişikliği önermişti.
Bu yasa tasarısı anayasa mahkemesinden dönmüştü,çünkü laikliğe aykırıydı.Yani anayasanın diğer özellikle laiklikle ilgili maddeleri ile çelişiyordu.

O halde "türbanla çelişen" maddelerin anayasadan çıkartılması gereklidir..

Şimdi kısa bir anayasa çalışması yapalım..yararlandığımız kaynak;

http://www.anayasa.gen.tr/1982ay.htm

\\\\\


BAŞLANGIÇ
Birinci Kısım
GENEL ESASLAR

MADDE 1: Devletin Şekli

Türkiye devleti bir İslam Cumhuriyetidir.

MADDE 2: Cumhuriyetin Nitelikleri

Türkiye İslam Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, İslam haklarına saygılı, arap milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, şeriat devletidir.


MADDE 3: Devletin Bütünlüğü, Resmî Dili Bayrağı, Millî Marşı ve Başkenti

Türkiye İslam Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Arapçadır.

Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, yeşil ay yıldızlı bayraktır.

Millî marşı Fatiha suresidir.

Başkenti İstanbul'dur.



MADDE 4: Değiştirilmeyecek Hükümler

Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin İslam Cumhuriyeti olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.



MADDE 5: Devletin Temel Amaç ve Görevleri

İslam devletinin temel amaç ve görevleri, Türk ümmetinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, İslam Cumhuriyeti'ni ve şeriatı korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel İslami hak ve hürriyetlerini, İslam hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.


MADDE 6: Egemenlik

Egemenlik, kayıtsız şartsız Allah'ındır.

Türk İslam ümmeti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette Şeriat kurallarına aykırı olamaz.Hiçbir kişi, zümre veya sınıf şeriat kurallarına aykırı davranamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını İslam'dan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.



MADDE 7: Yasama Yetkisi

Yasama yetkisi Türk İslam ümmeti adına Türkiye Büyük islam Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.

MADDE 8: Yürütme Yetkisi ve Görevi

Yürütme yetkisi ve görevi, İslam Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, İslami Anayasaya ve şeriata uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.

MADDE 9: Yargı Yetkisi

Yargı yetkisi, Türk ümmeti adına şeriat mahkemelerince kullanılır.


MADDE 10: Kanun Önünde Eşitlik

Sünni ümmet erkekleri kendi aralarında,sünni ümmet kadınları kendi aralarında eşittir.Sünniler alevilere ve dinsizlere göre yasalarda üstündür.

Erkekler Kuran'a göre yasalar önünde kadınlardan üstündür.İslam devleti erkeğin üstünlüğününün,yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.

Tarikatlar hariç hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.


MADDE 11: Anayasanın Bağlayıcılığı ve Üstünlüğü
İkinci Kısım
TEMEL HAKLAR ve ÖDEVLER
Birinci Bölüm
GENEL HÜKÜMLER

MADDE 12: Temel Hak ve Hürriyetlerin Özelliği

Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.Kimsenin namaz kılmasına,oruç tutmasına,türban takmasına engel olunamaz.

Temel hak ve hürriyetler, kişinin ümmete, ailesine ve ümmetteki diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.

MADDE 13: Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlanması

Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca şeriat Anayasasının ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, şeriat Anayasasının sözüne ve ruhuna, İslamcı toplum düzeninin ve şeri Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

MADDE 14: Temel Hak ve Hürriyetlerin Kötüye Kullanılmaması

Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler,şeri kanunla düzenlenir.

MADDE 15: Temel Hak ve Hürriyetlerin Kullanılmasının Durdurulması

Ulema tarafından belirlenir.

MADDE 16: Yabancıların Durumu

Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için,şeri hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir.

25 Mart 2009 Çarşamba

FİKİRSEL: Tanrının yokluğunun bilimsel temelleri

FİKİRSEL: Tanrının yokluğunun bilimsel temelleri

22 Şubat 2009 Pazar

Tanrının yokluğunun bilimsel temelleri













Yazıma insanın yani homo sapiens'in dünyadaki düşünme gücü tek olan insan türü olmadığını diğer insan türlerinin soylarının yok olduğunu yinelemekle başlamak istiyorum..

Çünkü dincilerin en güvendikleri ve sağlam sandıkları iddiaları "insanın tanrı tarafından tek ve özel olarak "yaratıldığını" yanlışıdır..

Dincilerin her iddiaları gibi şüphesiz bu iddiası da gerçek dışıdır.

Homo sapiens dediğimiz insan türü diğer "insan adayları"arasından sıyrılarak günümüze kadar gelebilmiş,diğer insan adayları türlerini sürdüremeyip yok olmuşlardır..

http://fikirsel.ipbfree.com/index.php?showtopic=122

Bu belirlemeler fosil bulgularına dayanmakta olup,tamamen somut ve gerçektir..

İnsan beyni evrimi süresince büyüyerek bu günkü kapasitesine ulaşmıştır.İnsan beyninin büyümesinde ve karmaşıklaşmasında dik yürümeye başladıktan sonra el becerisinin artması sonrasında daha iyi avlanması ve daha iyi beslenmesi önemli rol oynar.

Yanlış anlaşılmaya engel olabilmek için hemen belirtmek isterim ki insan "bilinçli"bir şekilde beyin kapasitesini arttırmamıştır..daha iyi avlanan,daha iyi beslenen insanlar genlerini sürdürmüşler,zamanla popülasyonda sadece daha iyi av ve beslenme stratejileri kurabilen yani düşünme,plan yapma becerileri olanlar soylarını sürdürebilmişler,diğerleri yok olmuştur...

Soylarını sürdürebilenler şüphesiz ki beyin kapasitesi daha ileri olanlardı..

Dik yürümeye geçiş,elleri daha etkin kullanma,avlanma yetilerinin artmasını izleyen çok önemli bir etken ise dil olmuştur..

İnsanın dili kullanmaya başlaması insan evrimindeki en önemli dönüm noktasıdır..çünkü dil sayesinde insanın soyut düşünme yeteneği gelişmiş,bilinç sahibi olmuştur...

Tarih olarak bu gelişim insanın ilk mağara resimleri yapmaya başladığı 30.000 yıl öncesine denk düşer..

İnsanın düşünme kapasitesinin artması yeni sosyal olguların doğmasına neden olmuştur..bunlardan en önemlisi beraber yaşamanın avantajlarının daha çok kullanılmasıdır.

MÖ.10.000 yıllarında dünya en son buz çağından çıktı..işte ne olduysa bundan sonra oldu..insan dinleri ve tanrıları uydurdu..

http://fikirsel.ipbfree.com/index.php?showtopic=132


Ancak kendi aralarında tanrıların kavga edeceğini düşünen insan tanrıların sayısını bire düşürdü..

Çünkü kralları da tekti,krallar ise tanrının yer yüzündeki temsilcileriydi..

Bu nedenle ortaçağ boyunca dini kurumlar hep kralların yönetiminde olmuştur...

Değişik kıtalarda değişik adlarla tanrı,tanrılar ve dinler uyduruldu..

Dinler ve tanrılar insanları yönetmek,kontrol altına almak için krallıklar tarafından kullanıldı,bu sayede krallıklar ayakta kalabildi,hala bu sayede ayakta kalan krallıklar vardır..bu gün arap ülkelerinin hemen hemen tamamında krallıklar veya diktatörler hala işbaşındadır,bunun nedeni ise İslamın hala bu ülkelerde canlı kalmasıdır..

Ortadoğuda eski efsanelerin derlenmesi ve o günün koşullarının eklenmesi ile tevrat denen din ortaya çıkarıldı..bunu tamamen Tevrat türevi İncil ve İncil ve Tevrat'tan aşırılanlarla Muhammed'in cinsel yaşamının ve iktidarının sürdürülmesi için uydurulan İslam takip etti..

Bu üç dinin uydurulmalarının kanıtlarının çoğu zamanla azaldı..yüzyıllar sonra gelen nesiller bu insan uydurması dinleri tanrı buyrukları olarak kabullendiler,gerçek sandılar..

Tıpkı bu günkü 15-20 cm boyundaki mısırın atasının eskiden 2-3 cm lik olması gibi..

Tanrılar ve sonrasında tek tanrı fikirleri tamamen insan tarafından uydurulmuştur,dinlerle beraber hayatımıza sokulmaya çalışılmıştır..

Ortadoğuda uydurulan Yehva,Rab ve Allah insan ürünüdür..


Peki dinler haricinde,onlardan bağımsız bir yaratıcı olabilir mi?

Herşeyden önce belirtmek gerekir ki tek tanrı fikri de insana aittir..o nedenle bu soru daha düzgün olarak şu şekilde sorulmalıdır..

Dinlerden bağımsız,onların dışında yaratıcılar olabilir mi?

Dinlerden bağımsız veya bağlantılı olarak hiçbir şekilde yaratıcı,yaratıcılar olamaz..

Neden tanrı/tanrılar yoktur?

Çünkü yaratma eylemi bilinç ister..bir şeyi yaratmak için onun nasıl yaratılacağının bilgisinin biliniyor olması gerekir...

Oysa bilgi ve bilinç kendi kendine oluşamaz,arkasında maddi temellerin olması gerekir..

Bu ister bildiğimiz isterse bilmediğimizi varsaydığımız tüm evren için geçerlidir..

Evrenin her yerinde aynı kuralllar işler..bilmediğimiz köşelerinde de aynı kurallar işler...

Evrenin bir dışı yoktur..hayali tanrınız evrenin dışında olsa da aynı kurallar işler...

Bilinç kendi kendine oluşamaz,tanrı kendi kendine oluşamadığı,oluşamayacağı için tanrı yoktur...

Türkiye dini rejime mi gidiyor?

















Yakın geçmişi anımsayalım.
DYP ve ANAP çözülüp bitince ortanın sağını temsil edecek hiçbir parti kalmamıştı.Bu boşluk seçim döneminde AKP'ye yaradı.AKP rengi arabistan yeşili değil,çimen yeşilidir.
DYP ve ANAP zihniyetini,mentalitesini taşıyanlar yani muhafazakar,hafif dindar ama yeniliklere açık insanlar aslında Türkiye halkının çoğunluğunu oluşturuyordu.
Biz bu bu grup insanlara light müslüman diyoruz.
Arabistan yeşili rengi bu ülkede hiçbir zaman tutmamıştır.
Sadece bu günden söz etmiyoruz,geçmişe gidelim.
Osmanlı'da herşey yemyeşil giderken birden Atatürk çıkıp sihirli değnekle modern Türkiye Cumhuriyet'ini kurmamıştır.
O dönemde Atatürk gibi düşünen çok aydın vardı,Atatürk'ü farklı kılan bunları yapacak cesareti gösterebilmiş olmasıdır.
Bu sırada köylerde yaşayan ve çoğunluğu oluşturan insanların dünyadan haberlerinin olmadığını anımsatmakta yarar var.
Herşey şehirlerde yaşayanların denetimi altındaydı.Şehir kültürü ile köy kültürü arasında uçurumlar vardı.
Osmanlı aydınını dinden,geleneklerden uzaklaştıran çok büyük bir etken vardı.
Avrupa kültürü.
Avrupa uygarlığı bu gün olduğu gibi geçmişte de ulaşılması gereken hedefti.
Avrupa'da dinden kopuş ilerlemenin fitilini ateşlemişti,Osmanlı aydını bunun farkındaydı.
İşte böyle bir zeminde Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin temelleri atılmıştır.Devrimler de çok büyük zorluklarla karşılaşılmadan gerçekleştirilmişti.
Çünkü o dönemde devrimlere ayak direyecek birkaç tarikat şeyhi dışında organize gerici hareket önderleri yoktu.
Bu günün badem bıyıklı AKP'lilerin dedeleri o sıralarda Türk halkının çoğunluğu gibi köylüydü,cahildi,okuma yazmaları dünyadan haberleri yoktu.
Laik Cumhuriyet herşeye yazı ile başladı.Arap harflerinin terk edilmesi ve dinden soyutlanmış okulların yaygınlaştırılması ile bazı köylüler sınıf atlayıp Türkiye'ye özgü Anadolu aydınları haline geldiler.
Laik Cumhuriyet çobanı eğitmiş kravatlı ceketli aydınlara dönüştürmüştü.Köy enstitülerinin yetiştirdiği bu insanlar ve onların ekolünü izleyenler Laik Cumhuriyet mitinglerinde gördüğünüz insanlardır,sayıları da hiç de azımsanacak kadar az değildir.
Anadolu'da değişime direnen çok küçük bir dindar kitle vardı.Bu kitle ve temsil ettiği zihniyet,kültür Anadolu aydını tarafından hep aşağılanmış,küçümsenmiştir.
Anadolu halkının kendisi de hacıya hocaya hep mesafeli durmuştur.
Anadolu'nun dindar komünleri (tarikatları) hep kendi içinde yaşayan küçük sosyal gruplar olarak kalmışlar,hiçbir zaman büyük bir güç olamamışlardır.
Çünkü temsil ettikleri "aşırı"din hiçbir zaman halk tarafından benimsenmemiş,istenmemiştir.
Çok partili hayata geçişten sonra din üzerinden siyaset yapmak ilk önce Adnan Menderes,daha sonra Necmettin Erbakan,daha sonra da Tayyip tarafından gerçekleştirilmiştir.
Dinci partilerin hepsinin ağzındaki sakız aynıydı..millet.Millet sözcüğü Ulus sözcüğüne yeğleniyordu.
Bunların ortak söylemi "milletin"laik cumhuriyet'i hiçbir zaman benimsemediğiydi.
Bunlar laik cumhuriyet'e hiçbir zaman ısınamamış tarikat liderlerinin torunlarıydılar.
Laik Cumhuriyet onları da okuttu,öğretmen,doktor,avukat,mühendis yaptı.
Hepsinin ortak noktası yalancı olmaladır.
Anadolu halkı hep köylülükten ve ekonomik sıkıntıdan kurtulma derdinde,çabasında olmuştur.Birinci öncelikleri buydu,halen de budur.
Din Anadolu halkı için gerekliydi,hala da gereklidir ama asla birinci önceliği olmamıştır.
Türkiye halkının gelir düzeyi düşük olanların arasında dinin yaygın olması rastlantı değildir.
Türkiye halkının dönüşümünde ekonomik etkenler büyük rol oynamaktadır.
Bu gün var olan sınıf savaşları iki kesim arasında geçmektedir.Köylülükten,kasabalılıktan dönüşümü 1950'lerden önce başarmışlar ile 1950'den sonra hala başaramamışlar..
Altyapı budur.Böyle bir altyapı üzerine din üzerine kurulu bir devlet hiçkimse inşa edemez.
Bu gerçeği AKP de bilir,Vakit gazetesi de..
AKP sadece ve sadece DYP ve ANAP oylarını alarak rastlantı sonucu yelkenlerini doldurmuştur.Ortanın sağında çözülme olmasaydı AKP asla bu oy oranına ulaşamayacaktı.
Tayyip ve arkadaşlarının Türkiye'yi laiklikten uzaklaştırma çabaları boş uğraşlar olarak tarihteki yerlerini alacaklardır.
Çünkü Avrupa'nın yanındaki bir ülkede asla ve asla İslam yeşeremez.100 yıl önce Türkiye İslam ülkesi yapılsaydı yine tutmazdı,bu ülke topraklarında şeri İslam asla yeşeremez,buna en başta light müslümanlar karşı çıkar.
İletişimin bu kadar arttığı bir dönemde ve coğrafyada bu maya tutmaz.Çünkü Türkiye doğudan etkilendiğinden daha fazla batıdan etkilenmektedir,bu islamcıların kılık kıyafetinden bile anlaşılabilir.
40 yıl önceki ilkokul aşkını aramaya çıkmış ortayaş üzeri adamın hali ile AKP aynıdır.
AKP ve zihniyeti 50 yaş üzeri dindar adamın idamdan önceki son isteği gibi piyangodan çıkmış tatlı bir rüyadır.AKP zihniyeti peşinde olan genç kuşak ise batıdan esen kuvvetli rüzgara 3-5 yıl içinde teslm olacaktır.
Buna engel olmak için bağımsız medyanın susturulmaya çabalanması ortayaş badem bıyıklı zavallı erkeklerin son zavallı çırpınışlarıdır.Çünkü iletişim dünyayı çok hızlı bir şekilde değiştirmektedir.Sürekli ve hızlı değişimde eskiye ait değerler çok büyük bir hızla erimektedir.Bu erime sadece Türkiye'de değil,tüm dünyada görünmektedir.

Bir Anadolu deyişiyle yazımı noktalıyorum.

"Eskiye rağbet olsa bitpazarına nur yağardı"..